Saklı Şehvet – Elizabeth Hoyt PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 31, 2017

  Sonunda Antoine bu konudan bahsetmeyi bıraktı; bunun en büyük sebebi de, onların haklı olduğundan korkuyor olmasıydı. Böyle bir şeyin hiç olmadığından ve her şeyin gerçeğe fena halde benzeyen bir halüsinasyondan ibaret olmasından korkuyordu. Çünkü bu aklını kaçırdığı anlamına gelirdi, öyle değil mi? Oysa hayal görmediğini biliyordu. Bir uçak gözlerinin önünde Manş Denizi’ne çakılmıştı. İnsanların öldüğünü görmüştü. Bir de, uçağın kuyruk bölümünde o iki esrarengiz harfi görmüştü: QU. Havacılığa biraz meraklı olduğundan, QU’nun Doğu Afrika Havayollarını simgelediğini biliyordu, ama… onlar buraya hiç uçmazlardı ki. Sadece ve sadece Afrika’da faaliyet gösterirlerdi; üstelik, şirket birkaç yıl önce iflasım açıklamıştı. Sahil güvenlik, havayolu şirketinin eski sahipleriyle bağlantı kurmuştu, onlar da sahip oldukları tek uçağı Kenya’daki bir şirkete sattıklarını, uçağın yeni sahiplerinin de kuyruk kısmına kendi logolarını boyattığını söylemişlerdi. Antoine ertesi sabah uyandığında son derece tedirgindi. O hiç lafını etmedi, annesiyle babası da olayı unutmuş gibi yaptılar. Gazete ve radyoda da bu konuda tek kelime yoktu. Kahvaltıdan sonra, kucağında bilgisayarıyla oturup o civardaki kaza haberlerini internetten kontrol etti, ama hiçbir şey bulamadı. Wikipedia’ya da bakıp halüsinasyon ve anormallik psikolojisi gibi konuları okudu, ama okuduklarından hiçbiri kendi durumuna uymuyordu. Bulabildiği tek açıklama, bir çeşit panik atak geçirdiğiydi. Bir iki saat sonra onları New York’a götürecek…

Son Mektup – Nancy C. Johnson PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 31, 2017

  Rahatsız edici bir düşünce -belki de her şeyin bir hata olduğu fikri- içinde gitgide büyüyordu. Antoine saate baktı. Neredeyse beşti. Bir saat içinde, şehirden akrabaları yazlık eve varacaklar ve o anne-babasıyla gitmeden önce son geceyi hep birlikte geçireceklerdi. Annesi mutfağa girmişti bile, harıl harıl, servis edeceği bir sürü yemeği hazırlamakla meşguldü. Antoine fotoğraf albümünü bırakıp deniz kenarına kadar olan kısa yolu yürümeye başladı. işte oradan gelmişti Fransa’yı kurtarmaya gönderilen bu zavallı genç adamlar. Buraya gelirken ne düşünüyorlardı acaba? Korkmuşlar mıydı, yoksa nasıl olsa evlerine canlı dönemeyeceklerine inandıkları için sakinler miydi? Bunu uzun uzun düşündü, ama tam olarak anlayamayacağını fark etti. Hayır, o Ay’dan tek parça halinde dönmek zorundaydı. Bunu Simone’la arasına olabildiğince mesafe koymak için yapmıyordu. Daha ziyade, yaptıklarını televizyondan izleyip onu hâlâ sevdiğini anlamasını umut ediyordu. Öyle olmazsa, bütün bunları boşu boşuna yapmış olacaktı. Derken bir ses duydu, bir uçak sesi. İşin tuhafı, sesin nereden geldiği belli değildi, ama jet türbinlerinin gürültüsü şimdi açık seçik duyuluyordu. Motorlar olması gerektiği gibi normal ve alçak sesle çalışmıyordu. Daha ziyade inliyor gibiydiler; pilot umutsuzca uçağı doğru istikamete döndürmeye çabalıyor- muş gibi. Antoine başım arkaya atınca bir yolcu uçağı gördü… …hızla aşağı düşmekte olatı bir yolcu uçağı. Ağzı bir karış açık, donakalmış…

Siyah Kadife – Rita Hunter PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 31, 2017

Türk Budunun en büyük özelliğidir hayalciliği. Uyumadan düş görmeye, onu da hep hayra yormaya meraklıdır. Düşsüz ve hareketsiz zamanlarını aşmak için başlarına büyük bir liderin geçmesi yeterlidir İran hep İran olarak kalmıştır ve İranlılar orada yaşamışlardır. Çin hep Çin olarak kalmıştır ve Çinliler orada yaşamışlardır. Türkler ise hep göçmüşler ve gittikleri yerleri yurt yapmak için savaşmışlardır. Her yere bir eser, bir ad bırakmışlardır. İşte şimdi büyük mavi suyun kenarında, karşıda görünmeyen yerlere gözleri dalıyor ve geleceğe dönük hayaller kuruyorlardı Sakalar. Gemileri olsaydı ve Hanları ‘Hadi!’ deseydi bir an duraklamadan nedenini sormadan karşıya geçerlerdi. Belki de bir gün geçeceklerdi. Buralara gelmeleri çok uzun sürmüştü. Beşikte bıraktıkları bebekleri yürümüş, oyun oynayan çocukları büyümüş, çocuk bıraktıkları evlenecek çağa gelmiş olmalıydı. Bunlar güzel şeylerdi ama bir de acı tarafı vardı. Belki dönüşte bıraktıkları pek çok şeyi bulamayacaklardı. Görmek istediklerini bir daha göremeyeceklerdi. Bekleyenler de beklediklerinin bir kısmının geri dönmeyeceğini biliyorlardı ama bu düştü ve düş başkaydı Milleti millet yapandı düş. Gelecek kurandı düş. Gelecek olandı. Onlar gideceklerdi mecburdular ve bekleyenler bekleyeceklerdi, mecburdular. Aybirgen de bekleyecekti çaresiz. Anası da bekleyecekti çaresiz. Bir budunun geleceği çizilirken gideceği yollar da çiziliyordu. Öğrenilenler gelecek kuşaklara aktarıldıkça gidilecek yerler artık korkulan olmaktan çıkıyor, gitmek ve sahiplenmek bir gereklilik oluyordu….

Alp Er Tunga – Ahmet Haldun Terzioğlu ePub PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 31, 2017

  Barman Bey’in atı yerinde duramıyordu. Sahibinin bir şeyler yapma hazırlığı ve gerginliği ata da geçmişti. Alp Er Tunga göz ucuyla bu yiğit komutanını kontrol ediyordu. Sonunda anladı ki vuruşmaya ilk çıkacak olan odur. Bakışıyla izin verdi. Atını şaha kaldırarak ileri sürdü Barman Bey. İki ordunun arasında, orta yere gelince durdu. İran ordusundan er diledi Barman Bey; aynı statüde olan İranlı komutan Gave’nin oğlu Karen’e seslendi. Öncelikle onun karşısına gelmesini istiyordu. Üst düzey bir komutanın öldürülmesi İran Ordusunun moralini bozacak, belki de savaşın sonucunu etkileyecekti. Beklediği olmadı Barman Bey’in. Karşısına Kubat isimli bir yiğit çıktı. Kubat ve Barman Bey’in vuruşması çok kısa sürdü. Elindeki kargıyı ustalıkla kullanan Barman Bey Kubat’ı öldürdü. Bir süre ortada bekledi Barman Bey. Yeni bir savaşçının karşısına çıkması gerekiyordu. İran Ordusu dalgalandı. Büyük bir heyecan dalgası yayıldı ortalığa. Olağanüstü bir şeylerin olduğu belliydi. Kalabalık savaşçı gurubu aralandığında dev gibi bir savaşçının, hem de yayan olarak ortaya çıktığı görüldü. Bu Zal oğlu Rüstem’den başkası değildi. Zal oğlu Rüstem’in yalın kılıç ortaya çıkması herkesi şaşırtmıştı Barman Bey at üzerinde yeniden kavgaya hazırlandı. O sırada yüksek sesle birisinin adını çağırdığını duydu. Geri dönüp baktığında Alp Er Tunga’nın, aynı Rüstem’in yaptığı gibi yalın kılıç ortaya çıktığını gördü. Alp Er Tunga,…

Tutsak Yüreğim – Susan Wiggs PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 30, 2017

  Bahar, Chiltern tepelerine indi ve topraklan yeşil bir battaniye gibi örttü. Çobanlar koyun sürülerini yaz otlaklarına sürdüler. Tımarcılar tarlalan yararak topraklarını işlediler. Çocuklar ise çavdar tohumlarını saçıyorlardı. Lark, Blackrose Manastm’mn günlük işlere kendini kaptırmıştı. Kiralan denetledi, sosis ve mum yapımını, yerleri, duvarları ve salonlan sürtmeyi emretti. Ama geceler geçmiyordu. Bu düşünceyle kanı hızlı akmaya başladı, göbeğinin altında ılık bir kasılma duydu. Mutfaktan dışarıya açılan küçük odanın dışında durdu, beklenmedik kızarıklığının üstesinden gelmeye çabaladı. Hizmetçi çıkıp gitmiş olmalıydı. Güzel bitkiler ve samanla kısmen doldurulan döşek, odanın ortasına asılmıştı. Lark öteki tarafa geçti ve döşeğe kucak dolusu malzeme toplamaya başladı. Birkaç dakika geçtikten sonra, odanın dışında bir ayak sesi duydu. “Florabel,” dedi başını kaldırmadan, “Blackrose sakinlerinin tümünün, Spencer’m ölümünden bu kadar kısa süre sonra Lord Oliver’la evlendiğim için benden tiksineceklerini sanmıştım.” Dö­ şeğe biraz daha saman tıktı. “Aslında herkes kabullenmiş görünü­ yor. Hizmetçiler neler diyorlar?” Florabel sessizlik içinde çalıştı; Lark samanın yumuşak hışırtısını duyabiliyordu. “Ah! Öyleyse cevap vermene gerek yok” dedi Lark. “Burnumu sokmamam gerek. Ama söylesene, Florabel, eşimle ilgili ne düşü­ nüyorsun?” Lark aklını onunla bozmuştu. Dinleyecek kim olursa onunla ilgili konuşmak istiyordu.  

Sen Olmadan Asla – Susan Wiggs PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 30, 2017

Ona tehditkâr bir bakış fırlattı. “Sizi nasıl görünmez kılaca­ ğımı bilemiyorum, efendim. Hadi gidelim. Acelemiz var.” Oliveria bir bakış attı. “Gülme. Kendini belli ediyorsun.” “Ah! Gülmek yok. Neden yanında sürekli gülümsemeliymişim gibi düşünüyorum?” “İşimiz gerçekten çok ciddi. Masum bir adamın hayatı tehlikede. Kendimizi eğlendirmek için hapse girmeyiz, hayatımızı tehlikeye atmayız, bir ölüm cezasını engellemeyiz. Çünkü bu doğru olduğu için bunu yaparız. “Ve eğer sen bundan bir zevk alıyorsan?” Oliver şapkasıyla yüzünü yelledi. ‘Tanrı korusun!* Lark, yumruğunu demir direkten indirdi. “Muhtemelen yakalanırsın ve adın kaçağa çıkar.” Oliver’ın kahkahası karanlık havayı sardı. “Bu boş bir umut tatlım. Mahkûm edip astıkları adam Oliver Lace/ydi. Şayet işinizi düzgün yapmışsanız…” “Yaptık, Snipes,” diye teskin etti onu. “O halde zavallı pislik kimsenin aklına gelmez bile.” Adam kollarını yana doğru açtı, muhteşem siyah pelerini gövdesinin etrafında yelpaze gibi açıldı. “Sorarım size; o kaba, tıraşsız, banyosuz, görgüsüz avama nerem benziyormuş?” “O da böyle konuşuyor;” diye gözlemledi Snipes. Pörsümüş kolu işe yaramaz bir halde yan tarafından sarkıyordu. “Aldığın riski biraz daha önemsesen keşke.” PDF İndir

Başmeleğin Öpücüğü – Nalini Singh ePub PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 30, 2017

  Sonra, Johann Lichtenberg’in kehanetini günümüz olaylarıyla ilişkilendirdiğimizde, “Bakirenin yurdunda Batı suları insanları” açıkça İngiltere’yi akla getirmiyor mu? Yalnız, burada neden “Bakirenin yurdu” deniyor? 1528’de Kraliçe Elizabeth yoktu. Lichtenberg’in bu benzetmesi hiç saldırı görmemiş toprak (Büyük Britanya adası) anlamında kullanılmış olamaz mı? Bir zamanlar, Napolyon’un girdiği Avrupa başkentleri için: “Saldırıya uğramış başkent, kızlığı bozulan bakireye benzer!” ifadesi kullanılmıştı. Ayrıca kehanete göre kartal başka “çok kibirli doruklara” da korku salıyor, kayıplarını telafi etmek için Güneye uçuyor, burada en dikkat çekici olan, “Tanrının Doğu kartalını merhamet aşkıyla coşturması, kartalın Hıristiyanlığın doruklarında iki kanadıyla ışıldayarak zorlu işlere uçmasıdır.” Tam günümüze uyan bir kehanet olduğuna hak verin. Kartalımız ezilen, zulüm gören Slav kardeşlerimiz için merhametle coşmamış mıdır? İsa’nın merhameti, geçen yıl ve bu yıl halkımızı “zorlu işlere” yönlendirmemiş midir? Kim yadsıyabilir bunu? Gerektiği kadar dua bilmeyen bu halk ve halkın içinden çıkan askerlerimiz Kırım’da, Sivastopol önlerinde yaralı Fransız askerlerini tedavi etmiş: “Bizimkiler oldukları yerde yatsın, beklesinler; nasılsa onlara bakarız, Fransızlar yabancı, önce onları tedavi etmeliyiz!” diyerek savaş alanından sedyeyle taşımışlardır. Safça, gönül yüceliğiyle dolu ve biraz nükteyle söylenmiş de olsa, burada İsa Mesih yok mudur? Öyleyse cahil, ama iyi yürekli, evet, kara cahil, ama barbar olmayan halkımızda bu, İsa ruhu ve bilinci değil de nedir? Evet,…

Buz – Karen Marie Moning ePub PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 30, 2017

  Ama gerçek, yalan söylediğimi fısıldıyordu bana, beni korudu ve yolumu aydınlattı. Peki, cennet nasıl kurulacaktı! Sözlerle anlatamayacağım için, doğrusu bilemiyorum. Düşüm sona erer ermez, sözler belleğimden uçup gitmişti. Hiç değilse en önemli, en gerekli olan sözcükler… Olsun: yürüyeceğim ve usanmadan sürekli konuşacağım; çünkü gördüklerimi aktaramasam da, yine de her şeyi kendi gözlerimle gördüm. İşte, benimle alay edenler bunu anlamıyorlar: Gördüklerimin, “sözde bir düş, sanrı, bir sayıklama olduğunu” söyleyip duruyorlar. Ee, buna bilgelik mi denir? Kibirlerinden geçilmiyor! Düş? Evet, nedir düş? Hayatımız bir düş değil mi? Daha fazlasını söyleyeceğim: Varsın bu gördüklerim hayal ürünü olsun, cennet diyelim ki var olmasın (zaten bunu anlıyorum!), ne olursa olsun gerçeği anlatmak için o yüce yürüyüşümü sürdüreceğim. Oysa bu çok basit, bir günde, bir saatte bakmışsın her şey birden kuruluvermiş! Önemli olan başkalarını kendiniz gibi sevmeniz, önemli olan bu işte, hepsi bu!… Başka da bir şey gerekmiyor: Onu nasıl gerçekleştireceğini hemen bulacaksın. Oysa bu milyarlarca kez tekrarlanan ve söylenen eski bir gerçek; ne var ki insanları bir araya getirememiş! “Yaşam bilinci, yaşamın üstündedir, mutluluk yasaları bilimi mutluluğun üstündedir.” İşte, neyle mücadele etmemiz gerektiği!… Yapacağım da. Herkes isterse bu gerçekleşir. O küçük kızı arayıp buldum… Yürüyeceğim, yürüyeceğim!..  

Bir Yazarın Günlüğü – Dostoyevski ePub PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 30, 2017

  Kentler, kasabalar ele geçirilir geçilmez, hemen Kutsal Meryem’in tasvirleri taşındı, kurulduğundan bu yana ilk kez Kazan’da Hıristiyan duaları okundu. Sonra Ortodoks tapınağının ilk temelleri atıldı, Kazan halkının elindeki silahlar titizlikle toplandı, başında bir Kazan Hanı olmak üzere Rus yönetimi getirildi, işte bu kadar, bunlar inanılmayacak kadar kısa sürede gerçekleştirildi. Bir süre geçtikten sonra Kazanlılar bizlere cüppe, sabun satmaya başladılar (bu ticaretin bir düzene göre yapıldığını sanıyorum, yani önce cüppe, sonra da sabun…). Evet, mesele bu şekilde sonuçlandı.Halifeliği siyasal olarak kaldırmak için buna benzer sağlıklı düşünceler akla gelseydi, Türkiye’de de aynı sonuçlar alınabilirdi. Önce, hiç zaman geçirmeden kutsal Sofya’da Hıristiyan duaları okunurdu: sonra patrik Sofya’yı yeniden kutsardı; Moskova’dan, sanırım aynı gün bir çan yetiştirilir ve gerektiği gibi bir de sultan getirilirdi ve her şey bu şekilde sonuçlanırdı. Aslında bir Türk yasası var, Kuran ayetlerinden geldiği söylenebilir: Silahı yalnızca Müslüman olan taşıyabilir, Hıristiyan reayaya yasaktır. Son zamanlarda Hıristiyanlara da silah taşıma izni verilmeye başlanmış, ancak yüklü bir gümrük vergisi ödemek koşuluyla, yani devlet yeni bir gelir sağlamak amacıyla buna izin vermişti, buna rağmen silah taşıyanlar yine de çok az. Evet, aynı kural, daha ilk gün, yani kutsal Sofya’da ilk Hıristiyan duaları edildiği gün uygulanabilir, tam tersi yapılabilir, silah taşıma Hıristiyanlara zorunlu kılınabilir,…

Kapan – Simon Beckett ePub PDF e-Kitap indir
Kitap / Mayıs 28, 2017

  Onun yerine yüzümün kabul edilir derecede ifadesiz olmasına özen göstererek bara doğru yaklaştım ve yüksek taburelerden birine iliştim. “Altı paket Camel ve bir bira,” dedim, barmenin soru sorarcasına çenesini kaldırmasına cevap olarak. Barmen ellilerinde, zayıf bir adamdı ve kelleşen kafasını saklamak için saçlarını yana doğru taramıştı. Köpük çok kaim olmasın diye bardağı eğerek bira dolduruşunu izlerken, Ice Cold in Alex’teki John Mills’in nasıl hissettiğini anlamış­ tım. Adamın bu hünerli yöntemini takdir edecek kadar çok barda çalışmıştım ama bu anılarıma eşlik eden her şey beni rahatsız etmişti. Birayı önüme koyarken bu düşünceleri kafamdan uzaklaştırmaya çalıştım. Bardak soğuktu ve buğulanmıştı. Yavaşça dudaklarıma götürüp içtim. Bira buz gibiydi ve içimi kolaydı. Hafif bir şerbetçiotu aroması vardı. Bardağı tamamen bitirmeden kendimi durdurup iç çektim. Barmen beni izliyordu. “Güzel mi?” “Çok.” “Bir tane daha?” Bu fikir beni cezbetse de Mathilde’i bekletmek istemiyordum. Bulunduğum yerden baktığımda pencerenin ardındaki kamyoneti görebiliyordum ama Mathilde gözden kaybolmuştu. “Almasam daha iyi.” Barmen tezgâhı sildi. “Uzaklardan mı geliyorsun?” “Hayır, buralarda kalıyorum.” “Nerelerde?” Konuştuğum için şimdiden pişmandım bile. Ama bana bakıyor ve cevap bekliyordu. “Yolun yukarısındaki bir çiftlikte.” “Dubreuil’inkinde mi?”